ÇeviriDergisi.net Hoşgeldiniz

Avatar

Çevirmenler için bilgi ve haber kaynağı

Pierre Loti’nin mektupları!

Araştırmacıların hizmetine sunuldu…

image

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzesi, dünyaca ünlü Fransız yazar Pierre Loti’nin orijinal el yazması mektupları, telgrafları ve incelemelerini araştırmacıların hizmetine sunmaya başladı.

Belgeler arasında, Loti’nin 1915 Ermeni soykırımı iddialarına karşı Türk tezini savunan incelemesi de bulunuyor.

Loti, el yazısıyla kaleme aldığı ve üzerinde düzeltmeler yaptığı araştırmasında Türk tezini savunarak, Osmanlı İmparatorluğu içindeki azınlıkların Batılı devletler tarafından kışkırtıldığını, azınlık cemiyetlerinin aldığı dış yardımlar ve direktiflerle ayaklanmalar çıkardıklarını vurguluyor.

Pierre Loti, Batılı kaynakların Balkanlar’daki Müslüman topluluklara yapılan eziyetleri görmezden geldiklerini de vurgulayarak, bazı duyarlı Batılıların da sansüre uğratıldığını, yapılan yanlış bilgilendirme ve propagandalardan dolayı Türkler’in barışsever ve hoşgörülü bir halk olduğunun bilinmediğini, gerçeklerin çarpıtıldığını ifade ediyor.

Asıl adı Louis Marie Julien Viaud olan Türk dostu Fransız yazar Pierre Loti’nin orijinal Fransızca ve Osmanlıca dilindeki yazışmaları, İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’ne (APİKAM) kazandırıldı.

Belgeler, günümüzde hâlâ tartışılan pek çok önemli soruna da ışık tutuyor.

Araştırmacı – yazar Orhan Koloğlu tarafından 2007 yılında APİKAM’a bağışlanan eserler 252 belge, 6 klasörden oluşuyor. Belgeler 2 yıl süren titiz çeviri çalışmalarının ardından tasnif edilerek araştırmacılara açıldı.

1850′de Fransa’da doğan Pierre Loti, Osmanlı topraklarına ilk kez 1870 yılında İzmir ziyaretiyle ayak basıyor. Bazı kaynaklar, gemisi İzmir Limanı’na demir atan Pierre Loti’nin, İzmir’deki bazı çarşıların desenlerini çizdiğini söylüyor. 1923 yılındaki vefatına kadar Türk topraklarına defalarca gelip giden ve bir dönem İstanbul’da ikamet edip romanlar yazan Pierre Loti’nin yazışmaları arasında, İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti’nin mektubu da bulunuyor.

Cemiyet, İzmir’in işgal edilmesine tepki gösteren ve yurtdışında İzmir’in işgalinin haksızlığını savunan Pierre Loti’ye teşekkür ediyor.

Pierre Loti, 1923 yılında Paris’te hayatını kaybettiğinde, cenaze törenine Lozan Barış Görüşmeleri için İsmet Paşa başkanlığında Fransa’da bulunan delegasyondan bir temsilci de katılarak Türkiye adına son görevini yerine getirmişti. Pierre Loti’nin "Can Çekişen Türkiye", "Aziyade", "Bir Sipahinin Romanı", "Acıma ve Ölümün Romanı", "Madam Krizantem" "İzlanda Balıkçısı", "Bir Çocuğun Romanı" gibi pek çok eseri bulunuyor.
Cihan

3 bin yıllık hazine 22 ciltte toplandı

Masalların 14 cildi ”Türk Dünyası Masalları” başlığı altında, büyük bir seçkisi de ”Kardeş Masallar” adıyla yayınlandı.

image

Yazar Yücel Feyzioğlu, 3 bin yıllık Türk dünyasının masal hazinesini 22 ciltlik kitapta topladı. Masalların 14 cildi ”Türk Dünyası Masalları” başlığı altında, büyük bir seçkisi de ”Kardeş Masallar” adıyla yayınlandı.

Anadolu’dan Tataristan’a, Yakutistan’dan Kosova’ya Türk yurtlarının binlerce masalına yeni bir soluk kazandıran Feyzioğlu’nun 30 yıl süren çalışması, Almanya başta olmak üzere pek çok ülkede büyük ilgi gördü.

Babası sayesinde masallara ilgi duymaya başlayan Feyzioğlu, geniş bir masal kültürüne, doğduğu köyün masalcısı olarak tanınan Sultan Nine ile kavuştu. Köye gelen aşıkların anlattığı ”Memet ile Gülendam”, ”Battal Gazi”, ”Kerem ile Aslı”, ”Tahir ile Zühre”, ”Abbas ile Gülgez”, ”Han Çoban”, ”Aşık Şenlik” gibi halk hikayelerini ve sayısız masalı soluksuz dinleyen Feyzioğlu’nun bu yıllardaki masal birikimi, yaşamının her döneminde ona yeni kapılar araladı.

Feyzioğlu, 1972′de Almanya’ya gitmek zorunda kalıp bu ülkede dil kurslarına başladığında, ülkenin dil ve tarih eğitimine ilişkin ilginç bir hikaye öğrendi. Napolyon’un 1800′de Almanya’yı işgal ettiği yıllarda ”Wilhelm Von Humbolt”, ”Grimm Kardeşler”, ”Schiller” gibi aydınların Alman beylikleri arasında duygu, kültür ve ortak dil sağlamak amacıyla derlediği masal ve destanların, çocukların ortak kültürle büyütme yolunda önemli adımlar atmasından çok etkilenen Feyzioğlu, Türkler’in de tarih ve kültür ekseninde buluşmaları gerektiğini düşündü.

-”SİZ DERSLERDE HEP MASAL MI ANLATIYORSUNUZ?”-

Feyzioğlu, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, ”Almanların birliğinin sağlanmasında aydınların rolünü öğrendiğinde zihninde bir ışık parladığını” ve ”Demek ki bizim de ortak kültür üzerinden ortak dil bulmamız gerekiyor” şeklinde düşündüğünü anlattı.

O yıllarda, ”Genç, parasız, pulsuz, dilsiz bir adam” olarak amacına ulaşmanın gözünde çok büyüdüğünü ifade eden Feyzioğlu, bu nedenle planlarını aklının bir tarafına atıp unuttuğunu aktardı.

Türkiye’den Almanya’ya gelen işçi çocuklarına 1974 yılında öğretmenlik yapmaya başladığını belirten Feyzioğlu, kültür şokuyla karşılaşan bu çocuklara dersleri masalla anlattığını kaydetti.

Yazar Feyzioğlu, ders verdiği dönemde yaşadığı olaylarla ilgili şunları anlattı:

”(Bu adam ders yapmıyor, hep masal anlatıyor) diye Frankfurt milli eğitim müdürüne beni şikayet ettiler. Müdür beni çağırdı, (siz derslerde hep masal mı anlatıyorsunuz?) diye sordu. (Evet. Gelin bakın, çocukların ilgisini çok çekiyor, kötüyse sözleşmemi uzatmazsınız) dedim. Dersimi izlemeye geldi. Teneffüs zili çalınca çocukların (devam, devam) diye alkış tutmalarına çok şaşırdı. (Bu metodu Prof. Bruno Bettelheim’dan mı öğrendiniz?) diye sordu, hayır, ‘nenemden’, dedim. (Nineniz hangi üniversitede profesör?) diye sorduğunda ise güldüm tabii.”

-İLK MASAL ”KELOĞLAN İLE KARTAL ABİ”-

Masalla ders anlatma yöntemini o yıllarda ilk kez Prof. Bettelheim’in önerdiğini, sınıftaki ilk uygulayıcısının da kendisi olduğunu sonradan öğrendiğini ifade eden Feyzioğlu, bu gelişmenin ardından seminer ve masal etkinliklerinde bazı Alman öğretmenlere de bu metodu öğrettiğini ve ”Keloğlan ile Kartal Abi” serisinin ilk kez bu yıllarda yayınlandığını anlattı.

Kitaplarının 1979′da şehir kitaplıklarına ve sayısız okula girdiğini, derslerde işlenmeye başladığını ve Bochum Üniversitesi’nden Prof. Gerhard Rupp’un bazı derslerini bu masallarla işlediğini belirten Feyzioğlu, sonuçların da 1990′da Lübeck’teki kongrede bildiri olarak sunulduğunu, daha sonraları ise Alman eğitim programlarında yabancı edebiyat konularının arttırıldığını kaydetti.

Feyzioğlu, Almanya’da pek çok okulun bu masallarla uygulamalar yaptığını, pek çok okulda ise ”Süpermen yerine Keloğlan” kampanyaları açıldığını dile getirdi.

-EFENDİYEV’DEN MASALLARI DERLEME ÇAĞRISI-

Yazar Yücel Feyzioğlu, Türk dünyası masallarını derlemeye başlamasının ayrı bir öyküsü olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”1982′de elimde bu kitaplarla Sovyetler Birliği’ne, oradan Azerbaycan’a gittim. Yazarlar Birliği’nde şimdiki Başbakan Yardımcısı Elçin Efendiyev genel sekreterdi. Daha o zaman genç ve ünlü bir yazardı. Kitaplarımı ona verdim. Bir gün bana ‘Bilirsen mi? Bizim yalnız Keloğlan değil, Cırttanlarımız, Yartı Kulaklarımız, Çilbiklerimiz, Aldar Köselerimiz, daha nelerimiz, nelerimiz var. Gerek sen onları da yazıp, batı dünyasına yayasan’ dedi. Birdenbire yıllar önce Almanca kursunda öğrendiğim hikayeyi anımsadım. ‘Sen bana yardım edebilir misin?’ dedim. ‘Elbette, gözümden iste’ dedi. İşte Türk Dünyası masallarını derleme düşüncesinin gerçeğe dönüşme anı o andır.”

Efendiyev’le görüşmesinin ardından heyecanla işe koyulduğunu, Kiril alfabesini öğrendiğini, iki yıl yazarlık akademisine devam ettiğini anlatan Feyzioğlu, bu süreçte yaşadığı zorlukları ise şu sözlerle ifade etti:

”Masalların diri ve canlı özelliklerini koruyarak onları yeniden yazmak gerekti. Yani belalı bir iş. O nedenle 30 yıl sürdü çalışma. Masallardan emin olmadıkça birini bile yayımlamadım. Artık emin olabiliriz, bu masalların ömrü 300 yıl uzamıştır. Çocuklarımızı ve ailelerini derinden etkileyecekler. 300 yıl sonraki yazar kardeşlerimiz yeniden bu masalların üstünde çalışabilirler.”

-ANADOLU’DAN TATARİSTAN’A TÜRK MASALLARI-

Anadolu başta olmak üzere Altay, Gagavuz Yeri, Tataristan, Azerbaycan, Dağıstan, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Özbekistan, Türkmenistan, Uyguristan, Çuvaşistan, Başkurdistan, Tuva, Hakas, Karay, Yakutistan ve Avrupalı Türklerin masallarını derlediğini aktaran Feyzioğlu, ”Bunların hepsi en tanınmış, Türk aile ve çocuk edebiyatı klasikleri. Hem bizim, hem öteki Türk devletleri hem de dünya için yepyeni eserler” dedi.

Feyzioğlu, Almanca’ya 7 kitabının çevirisinin yapıldığını, Azerbaycan’da çeviri hazırlıklarının sürdüğünü, ABD’li yayınevleriyle temas halinde olduğunu da söyledi.

Mevlana’nın masallara Mesnevilerde yer veren ilk şair olduğunu anımsatan Feyzioğlu, 19. ve 20. yüzyılda da derlemelerin bulunduğunu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ise Atatürk Kültür Merkezi’nin, Kültür Bakanlığı’nın ve Türk Dil Kurumu’nun bilim insanlarına yaptırdığı devasa çalışmaların varlığına değindi. Feyzioğlu, 60 ciltten fazla olan bu eserlerin ham metinler olmaları ve kapsamları nedeniyle çocuklara ve gençlere okutmanın mümkün olamayacağını belirterek, ‘Bu eşsiz ve büyük hazinenin içine yazarların, senaristlerin dalması, klasik eserler yaratması gerekiyor. Bizim çalışmamız ise Türk edebiyat tarihinde aile ve çocuk edebiyatına yönelik tüm Türk topluluklarını kapsayan ilk çalışmadır” diye konuştu.

-”BEŞİKLERİN BAŞUCU KİTABI MASALLAR”-

Yazar Feyzioğlu, Alman ve Yahudi toplulukların masal dünyalarından örnekler verirken, ”Bunlar, kendi masallarından en çok yararlanan halklar. Çocuklarının odası masal dünyası gibidir. Çocuk daha doğmadan kitaplığı hazırlanır, kendi masallarını beşiğin başucuna bir hazine gibi dizerler. Çocuklar, bu masalların çizgi film, tiyatro, bale, opera versiyonlarıyla büyütülür” dedi.

Türk toplumunda ise yersiz çatışmaların önde gittiğini söyleyen Feyzioğlu, ”Çatışmalı bir ortamda hayatı anlamlı, duyarlı kılmak kolay iş değildir. Bu bıktırıcı kavgalarla çok insan, yaşama sevincini yitirmektedir. Anlamlı bir yaşam için çaba harcamayı göze alabilmek insanın tüm içsel ve ruhsal enerji kaynaklarını aydınca açıp hayal dünyasını harekete geçirmesine bağlıdır” diye konuştu.

-”TÜRK DÜNYASINDAKİ ANLAŞMAZLIKLARI MASALLAR ÇÖZECEK”-

Feyzioğlu, masalların psikolojik işlevlerinden söz ederken de ”masalların çocuğun hayal gücünü besleyerek yaratıcı yeteneğini geliştirdiğini, insanın iç çatışmalarını ve toplumla olan zıtlığını uyumlu hale getirdiğini, insanların kültürel kimlik kazanmasında önemli bir işleve sahip olduğunu” belirtti.

Masallar serisini 3-14 yaş arası çocuklar ve aileleri için hazırladığını, çocukların fantastik dünyasını zenginleştirdiğini ifade eden Feyzioğlu, şunları kaydetti:

”22 ciltlik masal dizisinin üç bin yıllık bir hazine ve belleği barındırıyor. Ancak bunlarla çocuklarımız ortak dili, ortak akıl yolunu bulacaklar. (Bu cemaatçidir, laiktir ya da anti laiktir) gibi kavramlarla zaman geçirmeyecek, ileri bakacaklar. Bizi birbirimize bağlayacak ortak paydada buluşacaklar.

Türk dünyası içindeki anlaşmazlıklar da azalacak. Çatışmalı ortamlardan bir çıkış yolu bulmak için aydın insanlar hep bu ortak belleği öne, manşete çıkarmış, başarıya ulaşmışlar. Dileğim, bu masallarla yaygın bir kampanyanın başlaması. Umarım bu kampanya, 3 bin yıllık belleğimize dönüş, şuur altını, bilinç altını tazeleme kampanyası olur.”

Dünya edebiyatının 1697′den bu yana Fransız Charles Perrault’nun masallarını, 1812′den beri Grimm Kardeşler’i, 1845′ten sonra da Danimarkalı Andersen masallarını, Pinokyo’yu, Japon masallarını tanıdığını aktaran Feyzioğlu, ”Dünya artık yeni bir beklenti içinde. Bu beklentiyi biz doldurabiliriz. Yeter ki sahip çıkılsın” dedi.

Feyzioğlu’nun kitaplarıyla ilgili detaylı bilgiye www.kardesmasallar.com adresinden ulaşılabiliyor.

-”AKILLI KARGA” MASALI-

Feyzioğlu, ”Hıdırellez Geldi” isimli kitabında yer alan Anadolu masallarından ”Akıllı Karga” masalını ise şöyle anlattı:

”Bir karga varmış, ala. Gözleri zeytin gibi kara. Tek başına uçar, avcı görünce kaçarmış. Hiç naz etmez, bulduğu her şeyi yermiş. Bir de mısır olursa, ‘gağ gağ’ diye sevinçten ötermiş.

Bir gün kara bir karga bir sürü kargayla ala karganın önüne konmuş: ”Senin yavruların nerede?” diye sormuş.

Ala karga, kara kargaya gülmüş:

‘Ben yavru yapar mıyım?’ demiş.

Kara karga pek şaşırmış: ‘Neden?’

‘Ortalıkta avcı dolaşıyor, karga görünce vuruyor.’

‘Sen de kaçmasını öğretirsin. Yavrusuz karga mı olur? Üstelik senin tüylerin ala, soyun tükenirse kalırım ben kapkara.’

Ala karga hak vermiş kara kargaya. Hemen bir yumurta koymuş yuvaya. Üstüne yatmış, yumurtadan bir yavru çıkarmış. Aman ne sevimli, ne sevimli… Kanatları ala, gözleri kara. Tıpkı annesine benziyormuş, o da mısır tanelerini pek seviyormuş. Zaman çabucak gelip geçmiş, ana karga durmadan yiyecek getirmiş, yavruyu büyütüp uçmayı öğretmiş.

‘Haydi, şimdi gel seni gezdireyim, çevreyi göstereyim.’

Uçmuşlar birlikte. Ana karga tepeleri, vadileri, ormanları göstermiş:

‘Artık özgürsün yavrum” demiş. ‘İstediğin yere uçabilirsin. Ama önce bir öğüdüm var sana, şunu unutma sakın ha! Öğüdümü iyi dinle, sonra uç uçabildiğin yere.’

Yavru karga kulaklarını açmış. Ana karga kulağına fısıldamış:

‘İnsanoğlu elinde sopayla gelirse, hemen kaç.’

‘Kaçarım ana’

‘Sopası yok da taş almak için yere eğilirse yine kaç, canını kurtar.’

Yavru karga ana kargaya sormuş:

‘Taşı insanoğlu cebine koymuşsa ne yapayım ana?’

Ala karga gülmüş: ‘Yavrum sen öğüdü yuvada almışsın. Artık git gidebildiğin yere!..” demiş.

Kanatlarıyla onu kucaklayıp göklere salıvermiş.”
AA

"Başarımla göze battım, kıskanıyorlar"

Ece Vahapoğlu halen 5 dil bildiğinde ısrarcı!

image

Ece Vahapoğlu, Okan Bayülgen’in prognamında bildiği 5 dilde de çeviri yapamaması konusunda Ayşe Özyılmazel’in sorularını yanıtladı. Vahapoğlu, Bayülgen’in programına çıktığında iki gecedir uyumadığını söyleyerek, programda yaşadıklarını "Başarımla göze battım, kıskanıyorlar" şeklinde yorumladı. Bakın Vahapoğlu, Sabah yazarı Özyılmazel’e neler söyledi…
"Ece Vahapoğlu Okan Bayülgen’in programı Medya Kralı’nda yaşanan olayları anlattı. Haftanın magazin kahramanlarında biri genç yazar Ece Vahapoğlu oldu. Pazar gecesi televizyoncu Okan Bayülgen’in ‘Medya Kralı’na katılan Ece, bildiğini söylediği beş dille ilgili fena halde köşeye sıkıştırıldı. Okan Bayülgen’in sorduğu birkaç basit cümleyi çeviremeyen Ece, internetteki medya sitelerinde ve dün gazetelerde espri konusu oluverdi. ‘Okan Ece’nin foyasını ortaya çıkardı’ dendi.
Peki Ece bu konuda ne diyecekti. Ben de Ece’yi aradım, kendisine sordum. İşte Ece’nin cevapları. Buyurunuz efendim, okuyunuz, kararınızı veriniz.

Ece’ciğim Allah aşkına şu konuyu nihayetlendirelim, son kararda kaç dil biliyorsun?
Türkçe dışında, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Boşnakça.
Mevzu buraya geldiği için sormak durumundayım, hangi seviyelerde?
İngilizcem, Fransızcam ve İtalyancam çok iyi seviyede. İspanyolcam ve Boşnakçam konuşma düzeyinde.

Asaletimden yayında kaldım
Boşnakça nereden çıktı?
Benim annem Boşnak, çocukluktan beri aşinayım. Bu arada üniversiteyi İtalya’da Amerikan Üniversitesi’nde İngilizce okudum, Yüksek lisansımı da Fransa’da Fransızca yaptım.
O zaman Okan Bayülgen’in programında misal ‘affetmek’ gibi çok basit sözcükleri niçin çeviremedin? Ne oldu sana?
Ayşe’ciğim bir kere yayına uykusuz ve çok yorgun çıktım, hatta iptal etmeyi bile düşündüm. Zaten yoldan geliyordum. Okan ilk başta "Kime bakmıştın tanıyamadım" gibi devrik ve zor bir cümle sordu; "Boşnakça’ya çevir" dedi. Boşnakçam diğer dillere göre zayıf olduğu için paralize oldum. Okan’a "Diğer dillere çevireyim" dedim, "Olmaz" dedi. Yani Okan kasıtlı olarak beni oyuna getirdi.
O anda Okan Bayülgen’e niçin bir şey demedin, deseydin ya.
Asaletimden yayında durdum, güler yüzlülüğümü bozmadım ve iyi niyetimle oturdum. Açıkçası olayın bu kadar büyüyeceğini de beklemiyordum.
‘Kasıt var’ dedin ya, sence Okan Bayülgen sana bunu niye yapmış olabilir?
Okan’ın program formatı ve reyting kavgası yüzünden… Ama ben başıma geleceği düşünmedim. Okan da göz yumdu, reklam arasında oradaki yabancı konukla Fransızca politika konuştum. Okan tamamen şovunun gereğini yaptı.
‘Ben kurban gittim’ mi diyorsun?
Evet, aynen öyle.
Meğer herkes açık arıyormuş
"Sözcükleri çeviremedim çünkü yorgundum" demek basit bir bahane olarak görülebilir Ececim…
Dün annemle konuşuyordum, ‘berber’ kelimesini hatırlamadım, Türkçe konuşuyorduk… Annem de "Kızım git dinlen, beynin çok dolu" dedi. Ben o programa çıktığımda iki gündür uyumuyordum.
Sonuç olarak olay büyüdü, her yerde haber yapıldı. ‘Okan Ece’yi köşeye sıkıştırdı, bitirdi, foyasını çıkardı’ gibisine laflar yazıldı. Ne diyeceksin?
Türk magazininin geldiği noktayı üzülerek gördüm. Bu güne kadar 5 dil bildiğim bu kadar büyük haber yapılmamıştı, meğer herkes açık arıyormuş. Şaşkınlıkla izliyorum. Bugüne kadar Türkiye’yi temsil ettiğim uluslararası düzeydeki törenler bu kadar haber olmamıştı.
Ececim yoksa sen medyada sevilmiyor musun?
Meyve veren ağaç taşlanır, Türkiye bunun dünyadaki en güzel örneğidir. Başarı paylaşılmaz, kıskanılır. Genç yaşta kariyerime çok şey kattım bu da göze battı."
Ayşe Özyılmazel/ Sabah

Google’ın büyük ayıbı

image

Google’ın sözlük hizmeti sessiz sedasız hizmete girdi ama

Arama devi Google, geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız bir şekilde Google Dictionary’i kullanıcıların hizmetine sundu.

Google’ın kendi tanım veritabanının yanı sıra Dictionary sitesinden de aldığı sonuçları kullanıcılara aktaran hizmetin pek çok yararlı özelliği var. Kelimeleri yıldızla işaretleyerek daha sonra tekrar görmek, en son aramaları bulmak, diğer diller için çeviri kaynaklarına geçmek çok kolay.

Google Translate’den ayrı bir hizmet olan Google dictionary, internet üzerinde hizmet veren sözlük sitelerinin ziyaret oranlarını oldukça düşürecek gibi görünüyor.

Google’ın yeni hizmetinden en ağır etkilenecek sitelerden birisi Answers.com. Daha önce Google aramalarında yer alan "definition" yani tanım bağlantısı, Wkipedia benzeri Answers.com’a bağlantı sunuyordu. Artık bu bağlantı Google Dictionary hizmetine yönlendiriyor.

Merriam-Webster, Oxford ve diğer ciddi dil kurumlarıyla yakından çalışan Alex Zaudin, Paragon Software’in sahibi. Zudin, Google’ın hizmetinin düşük seviye tüketici hizmetlerne cevap verdiğini, ancak öğrenciler ve profesyonellerin daha yüksek kalite ve tutarlılıkta sözlüklere ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Google’ın sözlük hizmetinde "Google"ı aratınca çıkan sonuç "İnternette Google arama motorunu kullanarak bilgi aramak"; verilen örnekler ise "Partide tanıştı kadını Google’ladı"; "Çocuklarım bütün gün Google’lıyor" oluyor.

Google Dictionary’de listelenen diller şu şekilde: "İngilizce, Fransızca, almanca, İtalyanca, Korece, İspanyolca, Rusça, Çince (Geleneksel), Çince (Basitleştirilmiş), Portekizce, Hintçe, Arapça; Bengal dili, Bulgarca, Hırvatça, Flemenkçe, Fince, Yunanca, Gujarati dili, İbranice, Kanada dili, Malayalam dili, Marathi, Sırpça, Tamil dili, Telugu dili, Tayland dili. Bu diller ile sadece İngilizce arasında sözlük hizmeti var.

Google’ın büyük ayıbı, bu kadar dile sözlük hizmeti sunup da Türkçe’yi hizmetine dahil etmemiş olması.

Google Dictionary hizmetine www.google.com/dictionary adresinden ulaşabilirsiniz.

</DIV>

Masumiyet Müzesi’nin yeni başarısı

image

2010′un en iyi çeviri kitabı ödülü adayları arasında
07.01.2010 13:54

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un "Masumiyet Müzesi" romanı, İngilizce olarak "2010 en iyi çeviri kitabı ödülü" adayları arasında bulunuyor.

İngiliz Guardian gazetesinin yer verdiği haberde, 16 Şubat’ta açıklanacak ödül için Pamuk’un, bir diğer Nobel ödüllü yazar Jean-Marie Gustave Le Clezio ve Şilili yazar Roberto Bolano ile yarıştığını yazdı.

"Three Percent" adlı New York’taki Rochester Üniversitesi’ne bağlı bir uluslararası edebiyat internet sitesinin 2007 yılından bu yana verdiği ödülün bu yılki adayları önceki gün duyuruldu.

23 farklı ülkeden, 17 farklı dilde yazılan eserler için aday gösterilen 25 yazar ve çevirmen şöyle:

-Cesar Aira, "Ghosts" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Chris Andrews)

-Ferenc Barnas, "The Ninth" (Macarcadan İngilizceye çeviren Paul Olchvary)

-Ignacio de Loyola Brandao, "Anonymous Celebrity" (Portekizceden İngilizceye çeviren Nelson Vieira)

-Gerbrand Bakker, "The Twin" (Felemenkçeden İngilizceye çeviren David Colmer)

-Roberto Bolano, "The Skating Rink" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Chris Andrews)

-Hugo Claus, "Wonder" (Felemenkçeden İngilizceye çeviren Michael Henry Heim)

-Hans Fallada, "Every Man Dies" (Almancadan İngilizceye çeviren Michael Hofmann)

-Juan Filloy, "Op Oloop" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Lisa Dillman)

-Ricardas Gavelis, "Vilnius Poker" (Litvanya dilinden İngilizceye çeviren Elizabeth Novickas)

-Cemal Gitani, "The Zafarani" (Arapçadan İngilizceye çeviren Faruk Abdülvahab)

-Wolf Haas, "The Weather Fifteen Years Ago" (Almancadan İngilizceye çeviren Stephanie Gilardi ve Thomas S Hansen)

-Gail Hareven, "The Confessions of Noa Weber" (İbraniceden İngilizceye çeviren Dalya Bilu)

-Jan Kjaerstad, "The Discoverer" (Norveççeden İngilizceye çeviren Barbara Haveland)

-Sigizmund Krzhizhanovsky, "Memories of the Future" (Rusçadan İngilizceye çeviren Joanne Turnbull)

-JMG Le Clezio, "Desert", (Fransızcadan İngilizceye çeviren C Dickson)

-Cao Naiqian, "There’s Nothing I Can Do When I Think of You Late at Night" (Çinceden İngilizceye çeviren John Balcom)

-Orhan Pamuk, "The Museum of Innocence" (Türkçeden İngilizceye çeviren Maureen Freely)

-Fernando del Paso, "News from the Empire" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Alfonso Gonzalez and Stella T. Clark)

-Jerzy Pilch, "The Mighty Angel" (Lehçeden İngilizceye çeviren Bill Johnston)

-Jose Manuel Prieto, "Rex" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Esther Allen)

-Merce Rodoreda, "Death in Spring" (Katalancadan İngilizceye çeviren Martha Tennent)

-Ersi Sotiropoulos, "Landscape with Dog and Other Stories" (Yunancadan İngilizceye çeviren Karen Emmerich)

-Mati Unt, "Brecht at Night" (Estonya dilinden İngilizceye çeviren Eric Dickens)

-Abdurrahman Waberi, "In the United States of Africa" (Fransızcadan İngilizceye çeviren David ve Nicole Ball)

-Robert Walser, "The Tanners" (Almancadan İngilizceye çeviren Susan Bernofsky)

Geçen yılın "en iyi çeviri kitap ödülünü", Imre Goldstein tarafından Macarca’dan İngilizce’ye çevrilen Attila Bartis’in "Tranquility" kitabı almıştı. Bartis’in kitabı "Sessizlik" adıyla Türkçe’ye de çevrilerek, yayımlanmıştı.
AA



Bir de bunlara bakın

Hemen ayrılmayın. Bir de sizler için faydalı olabilecek bu sitelere bir göz atın.