ÇeviriDergisi.net Hoşgeldiniz

Avatar

Çevirmenler için bilgi ve haber kaynağı

Büyükelçi konuştu

Büyükelçi Oğuz Çelikkol, "Bilsem, salonu terk ederdim" dedi.

 

image

NTV’ye konuşan Çelikkol, şunları kaydetti:

Ayın 14’ünde tespit edilen randevunun öne alındığı söylendi. Bize hiçbir bilgi verilmedi. Tanışma ziyareti olacağı söylendi.

Kapıda gayet iyi karşılandık, Meclis’teki odasına götürüldük. Kapıda 1 dakikalık bir aksama oldu.

Odada 4 sandalye vardı. Ya karışık oturtacaktık, ya da ben koltuğa oturacaktım.

Bunun gündeme getirileceği bile aklıma gelmedi.

Gazeteciyle İbranice bir konuşma oldu. Ben farketmedim, müsteşarım farketti. İbranice olduğu için anlamamıza imkan yoktu. İngilizce kullanma cesareti gösterseydi, kendisine cevap verirdik.

Dizi hakkında üzüntülerini belirttiler. Dizi dışında başka hiçbir şey konuşulmadı.

‘Basının ilgi göstermesi doğal’ dendi. Bir oyun oynandığı kesin.

Ben kimse tarafından oturtulmadım, üçlü koltuğa kendim oturdum. Tercüme yapılsa odayı terk ederdim.

Böylesi mizansen bir davranışa 35 yıllık meslek hayatımda rastlamadım.

Bu mizansen, ilkel bir kafanın sonucudur."

"3 Nokta Oyuncuları" New York’ta!

"Bir Kahramanın Ölümü" ve "Bir Ölümün Kahramanı" adlı eserlerle izleyiciyle buluştular.

image

"3 Nokta Oyuncuları" adlı tiyatro grubu New York’ta, "Bir Kahramanın Ölümü" ve "Bir Ölümün Kahramanı" adlı eserlerle izleyiciyle buluştu.

Yazar Adalet Ağaoğlu’nun ”Bir Kahramanın Ölümü” oyunu ile ”Ölmeye Yatmak” adlı romanından Fulya Peker tarafından sahneye uyarlanan ”Bir Ölümün Kahramanı” The Producers’ Club adlı tiyatroda sanatseverlere sunuldu.

New York’ta yaşayan Ankara Devlet Konservatuvarı mezunu oyuncular Cem Baza ve Fulya Peker tarafından sahnelenen ve Manfred Bormann tarafından yönetilen oyunların yapımcılığını Güngör Mimaroğlu ve Serdar İlhan üstlendi.

İki perdede sergilenen oyunların ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan yönetmen ve oyuncular, öncelikle Mimaroğlu ve İlhan’a teşekkür ederek, yazar Ağaoğlu’yla iletişime geçmelerini Mimaroğlu’nun sağladığını, oyunun prodüksiyon aşamasında da yine Mimaroğlu ve İlhan’ın çok büyük desteği olduğunu belirtti.

Yönetmen Bormann, ”3 Nokta Oyuncuları”nın New York’ta bu projeyle ilk kez sahneye çıktığını ve uzun zamandır birlikte çalışmayı istediklerini kaydetti. ”Bir Kahramanın Ölümünün” aslında iki erkek tarafından oynandığını ifade eden Bormann, oyunun bir erkek ve bir kadın tarafından oynanması için Adalet Ağaoğlu’dan izin aldıklarını anlattı. Yönetmen, planlama aşamasında bu ilk oyunun yanı sıra bir başka oyun daha aradıklarını, bu sırada Fulya Peker’in yine yazar Ağaoğlu’nun ”Ölmeye Yatmak” adlı romanından ”Bir Ölümün Kahramanı” uyarlamasını hazırlayarak, kendilerine sürpriz yaptığını söyledi.

Oyuncu Fulya Peker de ”Ölmeye Yatmak” romanının çok önemli ve özel bir roman olduğunu belirterek, kendisinin öteden beri bu romanla ilgili tiyatroya yönelik bir proje yapmak istediğini ve ”Bir Ölümün Kahramanının” sadece bir uyarlama değil, aynı zamanda birinci oyunla bir ”paslaşma” yaratma çabası içinde olduğunu anlattı. Peker, bu amaç doğrultusunda ikinci oyunda hem Ağaoğlu’nun ”Bir Kahramanın Ölümü” adlı oyunundan, hem de ”Ölmeye Yatmak” romanından belli bir çerçevede kesitler aldığını ifade etti. Adalet Ağaoğlu’nun da kendisinin yaptığı ”Bir Ölümün Kahramanı” adlı uyarlamayı beğendiğini söyleyen Peker, ”Bu beni çok mutlu etti” diye konuştu.

Oyuncu Cem Baza da özellikle Fulya Peker’i kutlamak istediğini belirterek, çok başarılı bulduğu ve severek okuduğu ”Ölmeye Yatmak” romanını Peker’in son derece iyi bir şekilde tiyatroya uyarladığını, kendisinin de oyunu çok severek ve hissederek oynadığını anlattı.

Tiyatronun insana odaklandığını ve o yüzden nerede ve hangi dilde oynandığının çok da fark etmediğini söyleyen Peker de ”Ama tabii New York’tayken Türkçe oyun oynadığınızda sanki küçük bir odanın içindeymiş gibi hissediyorsunuz kendinizi, çünkü dışarıya çıktığınızda o insanlar ve o dil olmayacak dışarıda, bu da çok güzel bir şey” dedi.

Geleceğe dönük projelerle ilgili bir soru üzerine ise yönetmen ve oyuncular, birlikte devamlı çalışma arzularının bulunduğunu belirterek, ileride başka projelerde çalışmak istediklerini kaydettiler.

Bormann, New York’taki Türk seyircisine oynadıkları bu eserleri Amerikalılara da tanıtmak istediklerini belirtirken, Baza da geleceğe yönelik planları çerçevesinde Ağaoğlu’nun bu güzel eserlerini İngilizce çeviri yoluyla yabancılara da gösterebilmeyi çok istediklerini söyledi. Peker de Ağaoğlu’nun eserlerinin Türkçe dilindeki şiirsel anlatımını, dilini, ”Adalet Ağaoğlu’nun Türkçesini” yabancılara orijinal dilinde de duyurmak istediklerini ifade etti.

New York Başkonsolos Yardımcısı Başar Şen’in de eşiyle birlikte izlemeye geldiği oyun, 21 Aralık’a dek New York’ta sahnelenecek.
AA

Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı kuruluyor

Kanun tasarısı kabul edildi.

 

image

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, tali komisyon olarak ele aldığı Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı kurulmasını öngören kanun tasarısını kabul etti.
Tasarıya göre, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak merkezi İstanbul’da kurulacak olan Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı için Ankara ve Konya’da bölge müdürlükleri oluşturulacak.
Başkanlık, yazma eser kütüphanelerinin, alanında uzmanlaşmış birimler olarak etkin şekilde hizmet vermesini sağlayacak.
Kurum, kültür mirası yazma ve eski harfli basma eserlerin toplanması, korunması, sağlıklı biçimde geleceğe ulaştırılmasıyla bilim, kültür ve sanat dünyasının hizmetine sunulmasına yönelik faaliyetlerde bulunacak.
Faaliyetler kapsamında, kütüphanecilik standartları geliştirilecek, fiziki koruma ve güvenlik şartları oluşturularak eserlerin sağlıklı bir şekilde saklanması sağlanacak. Eserlerle ilgili çeviri, sadeleştirme ve tıpkıbasım çalışmalarıyla içerik incelemeleri yürütülecek, desteklenecek ve yapılan çalışmalar yayımlanacak.
Yazma eserlerin orijinal dilinde matbu harflerle yazılması, eserlerin dijital ve dijital olmayan ortamlarda arşivinin oluşturulması, eserlerin tanıtılmasının sağlanması da kurumun faaliyetleri arasında yer alacak.
Başkanlık; hat, tezhip, ebru, ciltçilik gibi geleneksel Türk el sanatlarıyla ilgili eğitim programları düzenleyecek, eserlerin tespit ve tescil işlemlerini yapacak, gerektiğinde Yazma Eserler Enstitüsü kurabilecek.
Başkan, 4 yıllık süre için atanacak. Bölge müdürü, ana hizmet birimi daire başkanı, yazma eser uzmanı ve yazma eser uzman yardımcısı kadroları oluşturulacak.
Başkanlık, görev ve hizmetleriyle ilgili döner sermaye işletmesi kurabilecek,ulusal ve uluslararası bilimsel araştırma, etüt, film ve proje gibi işleri yerli ve yabancı gerçek veya tüzel kişilere sözleşmeyle yaptırabilecek.
Kurum, görev alanına giren konularda üniversiteler veya uzman kurum ve kuruluşlardan danışmanlık hizmeti de satın alabilecek.
Bütün işlemler, düzenlenen kağıtlar, damga vergisi ve harçtan müstesna tutulacak kurum, taraf olduğu davalarda ve icra takiplerinde yargı harçlarından ve teminat yatırma mükellefiyetinden muaf olacak.
İllerde belirlenen kütüphanelere ait eserler ve buralardaki demirbaşlar, Başkanlığa devredilecek.
Tasarıyla Türkiye Yazma Eserler Başkanlığının merkez teşkilatına 206, taşra teşkilatına 158, döner sermaye işletmesine ise 6 olmak üzere toplam 370 kadro ihdas edilecek.
-BAKAN ERTUĞRUL GÜNAY-
Tasarıyı komisyona sunan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye’nin yazma eserler açısından dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olduğunu söyledi.
Kütüphaneler Yayımlar Genel Müdürlüğünde 167 bin, müzelerde ve Milli Kütüphanede 210 binin üzerinde yazma eseri olduğunu ifade eden Günay, yazma eserlerin korunduğu kütüphanelerin, personel statüleri ve çalışma şartlarının, Anadolu’nun herhangi bir yerindeki ilçe kütüphanesinden farklı olmadığını bildirdi.
”Aynı personel yapısıyla, maddi imkanlarla, teknik şartlarda, sıradan bir okuma salonu niteliğindeki bir kütüphanede hangi şartlarla çalışılıyorsa, bir hazine değerindeki yazma eserler kütüphanelerinde de bu vasıflarla çalışıyoruz” diyen Günay, tasarının bu konularda yeni bir düzenlemeyi içerdiğini kaydetti.
Ertuğrul Günay, ”Başkanlığı; bakanlığa bağlı, tüzel kişiliğe haiz özel bütçeli bir idare olarak kurmaya çalışıyoruz. Kütüphaneler Yayımlar Genel Müdürlüğüne bağlı kütüphanelerdeki 167 bin eserin 106 bini İstanbul’da. Bu nedenle başkanlığın merkezini de İstanbul’da kuruyoruz. Tasarıyla, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne bağlı 28 kütüphane, 14 yazma eser kütüphanesi ve 14 halk kütüphanesi ile bakanlık bünyesindeki birimlerde bulunan yazma eserler tek bir birim altında toplanmaktadır. Merkez İstanbul’da olacak, Ankara ve Konya’da da iki bölge müdürlüğü olacak” diye konuştu.
Tasarı, daha sonra komisyonda kabul edildi.
Bu tasarının kabul edilmesinin ardından, verilen bir önergeyle, Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı gündeme alındı. Tasarı, alt komisyona sevkedildi.
AA

Pierre Loti’nin mektupları!

Araştırmacıların hizmetine sunuldu…

image

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzesi, dünyaca ünlü Fransız yazar Pierre Loti’nin orijinal el yazması mektupları, telgrafları ve incelemelerini araştırmacıların hizmetine sunmaya başladı.

Belgeler arasında, Loti’nin 1915 Ermeni soykırımı iddialarına karşı Türk tezini savunan incelemesi de bulunuyor.

Loti, el yazısıyla kaleme aldığı ve üzerinde düzeltmeler yaptığı araştırmasında Türk tezini savunarak, Osmanlı İmparatorluğu içindeki azınlıkların Batılı devletler tarafından kışkırtıldığını, azınlık cemiyetlerinin aldığı dış yardımlar ve direktiflerle ayaklanmalar çıkardıklarını vurguluyor.

Pierre Loti, Batılı kaynakların Balkanlar’daki Müslüman topluluklara yapılan eziyetleri görmezden geldiklerini de vurgulayarak, bazı duyarlı Batılıların da sansüre uğratıldığını, yapılan yanlış bilgilendirme ve propagandalardan dolayı Türkler’in barışsever ve hoşgörülü bir halk olduğunun bilinmediğini, gerçeklerin çarpıtıldığını ifade ediyor.

Asıl adı Louis Marie Julien Viaud olan Türk dostu Fransız yazar Pierre Loti’nin orijinal Fransızca ve Osmanlıca dilindeki yazışmaları, İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’ne (APİKAM) kazandırıldı.

Belgeler, günümüzde hâlâ tartışılan pek çok önemli soruna da ışık tutuyor.

Araştırmacı – yazar Orhan Koloğlu tarafından 2007 yılında APİKAM’a bağışlanan eserler 252 belge, 6 klasörden oluşuyor. Belgeler 2 yıl süren titiz çeviri çalışmalarının ardından tasnif edilerek araştırmacılara açıldı.

1850′de Fransa’da doğan Pierre Loti, Osmanlı topraklarına ilk kez 1870 yılında İzmir ziyaretiyle ayak basıyor. Bazı kaynaklar, gemisi İzmir Limanı’na demir atan Pierre Loti’nin, İzmir’deki bazı çarşıların desenlerini çizdiğini söylüyor. 1923 yılındaki vefatına kadar Türk topraklarına defalarca gelip giden ve bir dönem İstanbul’da ikamet edip romanlar yazan Pierre Loti’nin yazışmaları arasında, İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti’nin mektubu da bulunuyor.

Cemiyet, İzmir’in işgal edilmesine tepki gösteren ve yurtdışında İzmir’in işgalinin haksızlığını savunan Pierre Loti’ye teşekkür ediyor.

Pierre Loti, 1923 yılında Paris’te hayatını kaybettiğinde, cenaze törenine Lozan Barış Görüşmeleri için İsmet Paşa başkanlığında Fransa’da bulunan delegasyondan bir temsilci de katılarak Türkiye adına son görevini yerine getirmişti. Pierre Loti’nin "Can Çekişen Türkiye", "Aziyade", "Bir Sipahinin Romanı", "Acıma ve Ölümün Romanı", "Madam Krizantem" "İzlanda Balıkçısı", "Bir Çocuğun Romanı" gibi pek çok eseri bulunuyor.
Cihan

3 bin yıllık hazine 22 ciltte toplandı

Masalların 14 cildi ”Türk Dünyası Masalları” başlığı altında, büyük bir seçkisi de ”Kardeş Masallar” adıyla yayınlandı.

image

Yazar Yücel Feyzioğlu, 3 bin yıllık Türk dünyasının masal hazinesini 22 ciltlik kitapta topladı. Masalların 14 cildi ”Türk Dünyası Masalları” başlığı altında, büyük bir seçkisi de ”Kardeş Masallar” adıyla yayınlandı.

Anadolu’dan Tataristan’a, Yakutistan’dan Kosova’ya Türk yurtlarının binlerce masalına yeni bir soluk kazandıran Feyzioğlu’nun 30 yıl süren çalışması, Almanya başta olmak üzere pek çok ülkede büyük ilgi gördü.

Babası sayesinde masallara ilgi duymaya başlayan Feyzioğlu, geniş bir masal kültürüne, doğduğu köyün masalcısı olarak tanınan Sultan Nine ile kavuştu. Köye gelen aşıkların anlattığı ”Memet ile Gülendam”, ”Battal Gazi”, ”Kerem ile Aslı”, ”Tahir ile Zühre”, ”Abbas ile Gülgez”, ”Han Çoban”, ”Aşık Şenlik” gibi halk hikayelerini ve sayısız masalı soluksuz dinleyen Feyzioğlu’nun bu yıllardaki masal birikimi, yaşamının her döneminde ona yeni kapılar araladı.

Feyzioğlu, 1972′de Almanya’ya gitmek zorunda kalıp bu ülkede dil kurslarına başladığında, ülkenin dil ve tarih eğitimine ilişkin ilginç bir hikaye öğrendi. Napolyon’un 1800′de Almanya’yı işgal ettiği yıllarda ”Wilhelm Von Humbolt”, ”Grimm Kardeşler”, ”Schiller” gibi aydınların Alman beylikleri arasında duygu, kültür ve ortak dil sağlamak amacıyla derlediği masal ve destanların, çocukların ortak kültürle büyütme yolunda önemli adımlar atmasından çok etkilenen Feyzioğlu, Türkler’in de tarih ve kültür ekseninde buluşmaları gerektiğini düşündü.

-”SİZ DERSLERDE HEP MASAL MI ANLATIYORSUNUZ?”-

Feyzioğlu, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, ”Almanların birliğinin sağlanmasında aydınların rolünü öğrendiğinde zihninde bir ışık parladığını” ve ”Demek ki bizim de ortak kültür üzerinden ortak dil bulmamız gerekiyor” şeklinde düşündüğünü anlattı.

O yıllarda, ”Genç, parasız, pulsuz, dilsiz bir adam” olarak amacına ulaşmanın gözünde çok büyüdüğünü ifade eden Feyzioğlu, bu nedenle planlarını aklının bir tarafına atıp unuttuğunu aktardı.

Türkiye’den Almanya’ya gelen işçi çocuklarına 1974 yılında öğretmenlik yapmaya başladığını belirten Feyzioğlu, kültür şokuyla karşılaşan bu çocuklara dersleri masalla anlattığını kaydetti.

Yazar Feyzioğlu, ders verdiği dönemde yaşadığı olaylarla ilgili şunları anlattı:

”(Bu adam ders yapmıyor, hep masal anlatıyor) diye Frankfurt milli eğitim müdürüne beni şikayet ettiler. Müdür beni çağırdı, (siz derslerde hep masal mı anlatıyorsunuz?) diye sordu. (Evet. Gelin bakın, çocukların ilgisini çok çekiyor, kötüyse sözleşmemi uzatmazsınız) dedim. Dersimi izlemeye geldi. Teneffüs zili çalınca çocukların (devam, devam) diye alkış tutmalarına çok şaşırdı. (Bu metodu Prof. Bruno Bettelheim’dan mı öğrendiniz?) diye sordu, hayır, ‘nenemden’, dedim. (Nineniz hangi üniversitede profesör?) diye sorduğunda ise güldüm tabii.”

-İLK MASAL ”KELOĞLAN İLE KARTAL ABİ”-

Masalla ders anlatma yöntemini o yıllarda ilk kez Prof. Bettelheim’in önerdiğini, sınıftaki ilk uygulayıcısının da kendisi olduğunu sonradan öğrendiğini ifade eden Feyzioğlu, bu gelişmenin ardından seminer ve masal etkinliklerinde bazı Alman öğretmenlere de bu metodu öğrettiğini ve ”Keloğlan ile Kartal Abi” serisinin ilk kez bu yıllarda yayınlandığını anlattı.

Kitaplarının 1979′da şehir kitaplıklarına ve sayısız okula girdiğini, derslerde işlenmeye başladığını ve Bochum Üniversitesi’nden Prof. Gerhard Rupp’un bazı derslerini bu masallarla işlediğini belirten Feyzioğlu, sonuçların da 1990′da Lübeck’teki kongrede bildiri olarak sunulduğunu, daha sonraları ise Alman eğitim programlarında yabancı edebiyat konularının arttırıldığını kaydetti.

Feyzioğlu, Almanya’da pek çok okulun bu masallarla uygulamalar yaptığını, pek çok okulda ise ”Süpermen yerine Keloğlan” kampanyaları açıldığını dile getirdi.

-EFENDİYEV’DEN MASALLARI DERLEME ÇAĞRISI-

Yazar Yücel Feyzioğlu, Türk dünyası masallarını derlemeye başlamasının ayrı bir öyküsü olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”1982′de elimde bu kitaplarla Sovyetler Birliği’ne, oradan Azerbaycan’a gittim. Yazarlar Birliği’nde şimdiki Başbakan Yardımcısı Elçin Efendiyev genel sekreterdi. Daha o zaman genç ve ünlü bir yazardı. Kitaplarımı ona verdim. Bir gün bana ‘Bilirsen mi? Bizim yalnız Keloğlan değil, Cırttanlarımız, Yartı Kulaklarımız, Çilbiklerimiz, Aldar Köselerimiz, daha nelerimiz, nelerimiz var. Gerek sen onları da yazıp, batı dünyasına yayasan’ dedi. Birdenbire yıllar önce Almanca kursunda öğrendiğim hikayeyi anımsadım. ‘Sen bana yardım edebilir misin?’ dedim. ‘Elbette, gözümden iste’ dedi. İşte Türk Dünyası masallarını derleme düşüncesinin gerçeğe dönüşme anı o andır.”

Efendiyev’le görüşmesinin ardından heyecanla işe koyulduğunu, Kiril alfabesini öğrendiğini, iki yıl yazarlık akademisine devam ettiğini anlatan Feyzioğlu, bu süreçte yaşadığı zorlukları ise şu sözlerle ifade etti:

”Masalların diri ve canlı özelliklerini koruyarak onları yeniden yazmak gerekti. Yani belalı bir iş. O nedenle 30 yıl sürdü çalışma. Masallardan emin olmadıkça birini bile yayımlamadım. Artık emin olabiliriz, bu masalların ömrü 300 yıl uzamıştır. Çocuklarımızı ve ailelerini derinden etkileyecekler. 300 yıl sonraki yazar kardeşlerimiz yeniden bu masalların üstünde çalışabilirler.”

-ANADOLU’DAN TATARİSTAN’A TÜRK MASALLARI-

Anadolu başta olmak üzere Altay, Gagavuz Yeri, Tataristan, Azerbaycan, Dağıstan, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Özbekistan, Türkmenistan, Uyguristan, Çuvaşistan, Başkurdistan, Tuva, Hakas, Karay, Yakutistan ve Avrupalı Türklerin masallarını derlediğini aktaran Feyzioğlu, ”Bunların hepsi en tanınmış, Türk aile ve çocuk edebiyatı klasikleri. Hem bizim, hem öteki Türk devletleri hem de dünya için yepyeni eserler” dedi.

Feyzioğlu, Almanca’ya 7 kitabının çevirisinin yapıldığını, Azerbaycan’da çeviri hazırlıklarının sürdüğünü, ABD’li yayınevleriyle temas halinde olduğunu da söyledi.

Mevlana’nın masallara Mesnevilerde yer veren ilk şair olduğunu anımsatan Feyzioğlu, 19. ve 20. yüzyılda da derlemelerin bulunduğunu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ise Atatürk Kültür Merkezi’nin, Kültür Bakanlığı’nın ve Türk Dil Kurumu’nun bilim insanlarına yaptırdığı devasa çalışmaların varlığına değindi. Feyzioğlu, 60 ciltten fazla olan bu eserlerin ham metinler olmaları ve kapsamları nedeniyle çocuklara ve gençlere okutmanın mümkün olamayacağını belirterek, ‘Bu eşsiz ve büyük hazinenin içine yazarların, senaristlerin dalması, klasik eserler yaratması gerekiyor. Bizim çalışmamız ise Türk edebiyat tarihinde aile ve çocuk edebiyatına yönelik tüm Türk topluluklarını kapsayan ilk çalışmadır” diye konuştu.

-”BEŞİKLERİN BAŞUCU KİTABI MASALLAR”-

Yazar Feyzioğlu, Alman ve Yahudi toplulukların masal dünyalarından örnekler verirken, ”Bunlar, kendi masallarından en çok yararlanan halklar. Çocuklarının odası masal dünyası gibidir. Çocuk daha doğmadan kitaplığı hazırlanır, kendi masallarını beşiğin başucuna bir hazine gibi dizerler. Çocuklar, bu masalların çizgi film, tiyatro, bale, opera versiyonlarıyla büyütülür” dedi.

Türk toplumunda ise yersiz çatışmaların önde gittiğini söyleyen Feyzioğlu, ”Çatışmalı bir ortamda hayatı anlamlı, duyarlı kılmak kolay iş değildir. Bu bıktırıcı kavgalarla çok insan, yaşama sevincini yitirmektedir. Anlamlı bir yaşam için çaba harcamayı göze alabilmek insanın tüm içsel ve ruhsal enerji kaynaklarını aydınca açıp hayal dünyasını harekete geçirmesine bağlıdır” diye konuştu.

-”TÜRK DÜNYASINDAKİ ANLAŞMAZLIKLARI MASALLAR ÇÖZECEK”-

Feyzioğlu, masalların psikolojik işlevlerinden söz ederken de ”masalların çocuğun hayal gücünü besleyerek yaratıcı yeteneğini geliştirdiğini, insanın iç çatışmalarını ve toplumla olan zıtlığını uyumlu hale getirdiğini, insanların kültürel kimlik kazanmasında önemli bir işleve sahip olduğunu” belirtti.

Masallar serisini 3-14 yaş arası çocuklar ve aileleri için hazırladığını, çocukların fantastik dünyasını zenginleştirdiğini ifade eden Feyzioğlu, şunları kaydetti:

”22 ciltlik masal dizisinin üç bin yıllık bir hazine ve belleği barındırıyor. Ancak bunlarla çocuklarımız ortak dili, ortak akıl yolunu bulacaklar. (Bu cemaatçidir, laiktir ya da anti laiktir) gibi kavramlarla zaman geçirmeyecek, ileri bakacaklar. Bizi birbirimize bağlayacak ortak paydada buluşacaklar.

Türk dünyası içindeki anlaşmazlıklar da azalacak. Çatışmalı ortamlardan bir çıkış yolu bulmak için aydın insanlar hep bu ortak belleği öne, manşete çıkarmış, başarıya ulaşmışlar. Dileğim, bu masallarla yaygın bir kampanyanın başlaması. Umarım bu kampanya, 3 bin yıllık belleğimize dönüş, şuur altını, bilinç altını tazeleme kampanyası olur.”

Dünya edebiyatının 1697′den bu yana Fransız Charles Perrault’nun masallarını, 1812′den beri Grimm Kardeşler’i, 1845′ten sonra da Danimarkalı Andersen masallarını, Pinokyo’yu, Japon masallarını tanıdığını aktaran Feyzioğlu, ”Dünya artık yeni bir beklenti içinde. Bu beklentiyi biz doldurabiliriz. Yeter ki sahip çıkılsın” dedi.

Feyzioğlu’nun kitaplarıyla ilgili detaylı bilgiye www.kardesmasallar.com adresinden ulaşılabiliyor.

-”AKILLI KARGA” MASALI-

Feyzioğlu, ”Hıdırellez Geldi” isimli kitabında yer alan Anadolu masallarından ”Akıllı Karga” masalını ise şöyle anlattı:

”Bir karga varmış, ala. Gözleri zeytin gibi kara. Tek başına uçar, avcı görünce kaçarmış. Hiç naz etmez, bulduğu her şeyi yermiş. Bir de mısır olursa, ‘gağ gağ’ diye sevinçten ötermiş.

Bir gün kara bir karga bir sürü kargayla ala karganın önüne konmuş: ”Senin yavruların nerede?” diye sormuş.

Ala karga, kara kargaya gülmüş:

‘Ben yavru yapar mıyım?’ demiş.

Kara karga pek şaşırmış: ‘Neden?’

‘Ortalıkta avcı dolaşıyor, karga görünce vuruyor.’

‘Sen de kaçmasını öğretirsin. Yavrusuz karga mı olur? Üstelik senin tüylerin ala, soyun tükenirse kalırım ben kapkara.’

Ala karga hak vermiş kara kargaya. Hemen bir yumurta koymuş yuvaya. Üstüne yatmış, yumurtadan bir yavru çıkarmış. Aman ne sevimli, ne sevimli… Kanatları ala, gözleri kara. Tıpkı annesine benziyormuş, o da mısır tanelerini pek seviyormuş. Zaman çabucak gelip geçmiş, ana karga durmadan yiyecek getirmiş, yavruyu büyütüp uçmayı öğretmiş.

‘Haydi, şimdi gel seni gezdireyim, çevreyi göstereyim.’

Uçmuşlar birlikte. Ana karga tepeleri, vadileri, ormanları göstermiş:

‘Artık özgürsün yavrum” demiş. ‘İstediğin yere uçabilirsin. Ama önce bir öğüdüm var sana, şunu unutma sakın ha! Öğüdümü iyi dinle, sonra uç uçabildiğin yere.’

Yavru karga kulaklarını açmış. Ana karga kulağına fısıldamış:

‘İnsanoğlu elinde sopayla gelirse, hemen kaç.’

‘Kaçarım ana’

‘Sopası yok da taş almak için yere eğilirse yine kaç, canını kurtar.’

Yavru karga ana kargaya sormuş:

‘Taşı insanoğlu cebine koymuşsa ne yapayım ana?’

Ala karga gülmüş: ‘Yavrum sen öğüdü yuvada almışsın. Artık git gidebildiğin yere!..” demiş.

Kanatlarıyla onu kucaklayıp göklere salıvermiş.”
AA



Bir de bunlara bakın

Hemen ayrılmayın. Bir de sizler için faydalı olabilecek bu sitelere bir göz atın.