ÇeviriDergisi.net Hoşgeldiniz

Avatar

Çevirmenin tarafsızlığı

tarafsiz.jpg

Çeviri süreci, yabancı olana boyun eğmeyle onu asimile etme arasında gidip gelen, çevirmen kararlarıyla şekillenen, çevirmenin dışında başka etkenlerin de biçimlendirdiği uzun bir yoldur.

Bana nasıl çeviri yaptığını söyle, sana nasıl bir insan olduğunu söyleyeyim! Yazının girişi birçok insana abartılı görünebilir, ancak hem çeviri yapanlar hem de çeviriyle ‘kıskanç’ bir kaynak metin yaratıcısı ya da “acımasız” bir eleştirmen ya da “bilinçli” bir okur ya da “nesnel” bir çeviribilimci olarak uğraşanlar, dile getirilen bu iddianın altını kendi pencerelerinden kolaylıkla doldurabilecekler. Çünkü çeviriye, dolayısıyla dile ve kültüre ilişkin tutumunuz, yaşama ilişkin duruşunuzu da ele verir.
100 Temel Eser ve çevirileriyle ilgili alevlenen tartışmalar da ilk kez benim dillendirmediğim bu iddiayı destekleyecek nitelikte. Birçok alandan gelen tepkilere baktığımızda çeviriye ilişkin tutumlar da apaçık gün ışığına çıkıyor.

Homojen ve tek sesli
Yazı(n)sal eserlerin kültürel kimlik için önemini bilenlerden bazıları, başka bir kültür ve dil diyarından alınanlarda alıcı kültür ve dil dünyası için olası tehlikeler görür. Çünkü alınan farklıdır, oysa bu tarafta istenen heterojenlik, çok seslilik ve yabansılık değil, homojenlik ve tek seslilik, tek bir dünya görüşlülüğüdür. Dolayısıyla her türlü müdahale nefsi müdafaa babında meşrudur. Dil ve kültür dünyasının olabildiğince homojenlik üzerine kurulmasını arzulayanlar için çeviri bu yüzden hep tehlikeli olmuştur ve kontrol altına alınması gerekir. Kendi dünya görüşlerini homojenlik üzerine kuranlar, çeviride çatlak seslerin sızmasına tahammül edemezler. Tahammülsüzlüğü güncel tartışmalarda dini perspektifle yapılan çevirilerde gördüğümüz gibi, geçmişte dünyevi ideolojilerin hizmetinde yapılmış çeviriler de bundan azat değildir ve belleklerde tazedir.
Her çeviri bir tercihler bütünüdür, dolayısıyla belirli bir (yaşamsal) duruşun izini taşır. Özellikle Türkiye gibi dile dışarıdan müdahale edilmiş, dilin yarılmış olduğu bir coğrafyada bırakın yazınsal ve bilimsel yapıtlarda, gündelik dilinizde bile “tercih ettiğiniz kelime” ya da “yeğlediğiniz sözcük” zaten ideoloji sarmalının içine sürüklenmenize neden olurken, sizi taraf olmaya neredeyse zorlayan bir dil coğrafyasında çevirmenden “tarafsız” kalmasını beklemek safdilliktir. Zaten çeviri yapanlar bilir, çevirmen karbon kopya değildir. Karbon kopya olabilmesi için üstteki ve alttaki kağıtlar gibi dokunun uyuşması gerekir, oysa çeviri zaten farklı dilsel ve kültürel doku(ma)lar arasında yapılması için başvurulan bir hizmettir.
Ancak son tartışmalarda hem çeşitli uzmanlar hem de çevirmenlerden (dahi) yapılan açıklamalar gösterdi ki, çeviriden ve çevirmenden beklenen, her nasılsa birebir kopya yaratmak. Oysa bu imkansızdır. Çeviriye ilişkin bu ‘imkansız’ beklentinin geçmişi asırlar öncesine, tek tanrılı dinlerin kutsal metinleriyle (de) kurulan (yazılı) kültüre dayanır. Tanrısal söz dokunulmazdı ve tek bir sözcüğün bile değiştirilmesi yasaklanmıştı. Yazılı kültürün gelişmesiyle birlikte insanoğlundan daha sonra da insankızından beklenen de ‘yaratıcı’ ve özgün olması, geleneğin eksiksiz ve daha güzel bir biçimiyle tekrar edilmesi yerine, ‘yeni’ bir şeyler söylenmesine evrildiğinde, insanların içinden çıkan yaratıcıların da sözüne kutsallık atfedildi ve kutsal metin çevirmeninden beklenen ‘imkansız’ görev, dünyevi metinlerin çevirmenine de yüklendi.
Oysa dil ve kültür bağlamından ayrı, boşlukta salınan bir anlam çekirdeği yoktur, ki ‘tarafsız’ ve ‘hiçbir değişikliğe’ uğramadan aktarılsın. Çeviri süreci, yabancı olana boyun eğmeyle onu asimile etme arasında gidip gelen çevirmen kararlarıyla şekillenen, çevirmenin dışında başka etkenlerin de biçimlendirdiği (uzun) bir yoldur. Saf bir aktarımı beklemek safiyanedir ve ülkemizde çevirmenlerce bile bu inançla daha doğrusu yapılabileceği düşüncesiyle yapılmış çeviriler anlaşılmazdır, boşlukta salınır durur. Çeviride aktarılanın aktarıldığı yerde bir diyaloğa girebilmesi gerekir. Alıcının etkin bir biçimde dışarıdan aktardığıyla yoğun bir ilişkiye girmesi, onunla hesaplaşması gerekir ki çeviri metin geldiği dil ve kültür dünyasında kendine bir yurt edinebilsin, kök salabilsin. İşte bu canlı alışverişin ilk halkası da çevirmen ve ürünüdür.
Çevirmene güvenmek
Ne ki çeviri olgusuna ilişkin bu hakikati kabul etmemiz kolay değildir. Çünkü birbirine yabancı ya da birbirini az tanıyan iki tarafın arasındaki köprüyü kurmakla görevli olan çevirmene karşı duyulan en temel his, güvensizliktir. O tarafı bu tarafa taşıyacak olan çevirmen, belki her iki tarafa da bir biçimde ait olduğu için, şüpheyle bakılan kişi olur. Yarattığını kem gözden sakınan yazarlarınsa belki de çevirmene güven duy(a)mamasının altında, eserlerinin bir kere ellerinden çıkmasıyla, okurların her birinde kaçınılmaz olarak dönüşüme uğradıklarını bilmeleri yatar. Çünkü yazar, yazar olmadan önce okur olmuştur. Ancak her okuruyla dönüşüme uğradığı için çeviriye kaynaklık eden metinler çağlar sonrasında da okurlarıyla buluşma olanağı bulurken, çevirilerin zaman zaman ‘eskimesinden’ söz edilebilir ve taze bir çeviriye gereksinim duyulabilir. Çünkü çeviri metin kendi çağının göreceliğinin izlerini taşıyabilir.
Gelişen gereksinim ve teknik imkanlar doğrultusunda biçim değiştirmekle birlikte çeviri, geçmişte olduğu gibi günümüzde de yoğun olarak ihtiyaç duyulan bir hizmettir. Gelişen teknolojilere karşın insanlık, henüz çevirmenden kurtulabilmiş değildir! Çeviri olgusunun ve eğitimin hem dünyada hem de ülkemizde ayrı bir disiplin olarak kurulabilmesinin nedeni de bu olsa gerek.
Çağdaş çeviri kuramları zaman zaman akademik çevrelerde bile yanlış anlaşılmalara yol açabilecek şekilde her türlü çeviriyi ve çevirmen kararını meşru kılıyormuş gibi alımlanır. Oysa kanımca çeviri olgusunu, çeviri sürecini ve insan olarak çevirmeni bütüncül bir perspektifle ele almayı amaçlayan akademik çalışmaların en önemli katkısı, çevirinin her zaman belirli (dilsel, kültürel, tarihsel, söylemsel, siyasal vb.) bağlamlar içinde gerçekleştiğine dikkat çekmesi, bu gerçeği telaffuz etmesi, bizi boşlukta salınmaktan kurtarmasıdır. Çeviri eğitimine sağlanan katkısı ise çevirinin bir uzmanlık işi olduğunu vurgulamasıdır. Burada uzmanlıktan kastedilen ve hedeflenen, çevirmenliği salt akademik bir eğitimin (dolayısıyla da iktidarının) içine hapsetmek değil, doğası gereği disiplinlerarası bir uğraş olan ve kolektif bir ürün üreten çevirmenliğin, uzmanlık bilinciyle ve sorumluluğuyla yapılabilmesini sağlamaktır. Çeviriye bu bilinçle yaklaşan, çevirmenliği saygın bir meslek olarak benimseyen çevirmen, hem kaynak metnin hem de kendi emeğinin sorumluğunu üstlenecektir, bundan kimse endişe etmesin.
Ancak muhafazakârlık ve milliyetçilik rüzgarlarının estiği içinde yaşadığımız bu dönemde asimile etmeyi hedefleyen çevirilerin yayımlanması da kimseyi şaşırtmamalıdır.

ELİF DALDENİZ: Yard. Doç. Dr., Okan Üni., Çeviribilim Bölümü
Kaynak: Radikal
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6288

Henüz yorum yazilmadi, Yorumlar ve Ilgili Yazilar

Reply to “Çevirmenin tarafsızlığı”

Yorum gondermek için Giris yapmaniz gerekiyor.

Bir de bunlara bakın

Hemen ayrılmayın. Bir de sizler için faydalı olabilecek bu sitelere bir göz atın.