Modernitenin aynası çeviri
Modernite konusunda eksiğimiz çok. Bunların başında Batı modernitesini hazırlayan temel metinlerin Türkçeye kazandırılması geliyor. Tanzimat bir çeviri girişimiydi, bugünse devlet bu konularda gayriciddî.
Batı’nın 16. yüzyıldan başlayarak biçimlendirdiği modernite bize gecikmiş olarak geldi. 1839 yılını resmileştirilmiş modernitenin başlangıç yılı olarak kaydetmekte sakınca yok. Yaklaşık 150 yıldır bu kavramla iç içe yaşıyoruz. Ama bu tarihin birçok eksiği, büyük boşlukları, hâlâ birçok kısıtlaması var. Bir anlamda modernite konusunda ‘ev ödevi’mizi yeterince yapmadık. Bazen yapar göründük bazen de doğrudan doğruya ihmal ettik onu.
Bunların başında, Batı modernitesini hazırlayan temel metinlerin Türkçeye kazandırılması geliyor. Şunu iyice bellemek gerek: Dünyanın her yerinde modernite süreçleri, modernleşmenin kendisi bir aktarıma dayanır. Modernleşme denilen olgu son kertede bir çeviri etkinliğidir. Hele söz konusu olan Batı modernitesi ise bu daha çok böyledir. Batı bilincini hazırlayan temel düşüncenin bir başka dile aktarılmasına öncel herhangi bir Batı eksenli modernleşmeden söz açmak olanaksızdır. Kaldı ki, Batı’nın kendisi moderniteyi bu yoldan geçerek ve bu yöntemle inşa etmiştir. Hem de birkaç ayrı dönemde.
Kilit bir rol
Rönesans başlı başına ve tepeden tırnağa bir tercüme sürecidir. Neoklasisizm aynı şekilde bir başka tercüme atılımı olarak belirir. Romantizm bir kez daha antik Yunan ve Roma kaynaklarına dönüştür. Wincekllman’ın başlattığı ve Herculeum ve Pompei’nin keşfiyle bir noktaya erişen dönem bu anlayışın üstüne kurulur. Nihayet 1850 sonrasında ortaya çıkan Hellen hayranlığı döneminde Batı, yüzünü bir kez daha antik Yunan’a çevirir. Nietzsche’nin, Freud’un bu dönemin ürünleri olduğunu unutmamak gerekir. Buna, antikitenin bir bütün olarak ele alınmasını, Napolyon savaşlarıyla birlikte Mezopotamya uygarlığının keşfini eklemeli. Çeviri olmaksızın bunların hiçbirisinin gerçekleşmeyeceği ise besbelli.
Çeviri meselesi bizim modernleşmemizde de kilit bir rol oynar. Tanzimat başlı başına bir çeviri girişimidir. Kendisinin tercüme kaleminde başlaması bir yana, gerek o, gerekse onun uzantısı olan 2. Meşrutiyet günün olanakları ölçüsünde fakat yadsınamayacak bir çeviri girişimine tanık olur. Kuşkusuz eksik ama önemlidir yapılanlar. Cumhuriyet, her ne hikmetse hemen başlatmadığı çeviri atılımını 1940′larda uygulamaya koyar. Bu, neredeyse mucizevi bir başarıdır. Batı klasiklerinin, o arada Doğu metinlerinin önemli bir bölümü bu süreçte dile kazandırıldı. Daha sonra bu dönem hakkında yazılanlar ve bu güçlü çeviri hamlesini eleştirip kınayanların söyledikleri saçmasapan bir iddiadan öteye gidemez. Ne yazık ki, devlet, daha sonra bu konudaki sorumluluğunu ihmal etmiştir.
Türkiye’nin diğer önemli düşünsel dönemeçlerinde daima çevirinin harekete geçirici etkisini bulmak mümkün. 1960 ve 70′ler bu yöndeki son çıkışlara tanıklık eder. 40′lardaki bütünlükten ve dikkatten uzak, daha ziyade Marksist klasiklerin kazandırılmasını öngören bir dönemdir bu. Ayrıca dönemin ‘pedagoji’si eksiktir. Kısıtlı özel sektör imkânlarıyla sürdürülen etkinlik doğal olarak bazı temel metinlerin çevirisini yapamamıştır. Devletin bu konulardaki gayri ciddiliği ve sorumsuzluğu da işin içine karışınca Türkiye bugün bile çeviri konusunda büyük eksiği olan bir toplum niteliğini taşıyor.
Moderniteye dönecek olursak bu sürecin hiç değilse 19. yüzyıldan başlayarak devam eden büyük serüveninin kilometre taşı olan bazı metinleri hâlâ Türkçede yok. Platon’dan Derrida’ya uzanan çizginin çok küçük bir bölümüne sahip oluşumuzun getirdiği yoksulluğun yanı sıra son yüzyılı kapsayan eksiklikler işi daha da vahim kılıyor.
Uzağa gidip karmaşık şeyler aramak da gerekmez neyin ne olduğunu anlamak için. Özellikle seçtiğim özel bir alandan örnek vereyim: sanat çalışmaları.
Gombrich ve Lynton’la ‘idare’
Bugün bile Türkçede, ’standart’ bir sanat tarihi kitabı yoktur. Herkes hâlâ Gombrich ve Lynton’la ‘idare’ eder.
Öte tarafta sanat felsefesi geliyor. Ne genel ne de özel olarak estetik/sanat felsefesi metinleri Türkçede bulunduğundan bu konuda çalışma yapanların bir noktadan öteye gitmesi olanaksız. Hele 1980′den sonra bu alanda ortaya çıkan büyük birikimin nispi olarak her gün biraz daha küçülen bir bölümüne sahibiz. Nedeni çok basit: 1980 sonrasında bu disiplinlerin alt çalışma alanlarında çok büyük bir çeşitlenme meydana geldi. Onu izlemek ve dile kazandırmak başlı başına bir iş. Bu kısıtlamalar Batı’da da geçerli. O nedenle orada da bu işler (editör aracılığıyla gerçekleştirilmiş) ‘derleme’ kitaplar yoluyla hareketlendiriliyor.
Klasik metinlere dönersek İletişim Yayınları’nın başlattığı ve Ali Artun’un editörlüğünü üstlendiği bir seri kitap bu açığı kapatmak yolunda atılmış çok önemli bir adım. Şu ana kadar bu seriden üç kitap yayımlandı. Bunlar, Charles Baudelaire’in ‘Modern Hayatın Ressamı’, Georg Simmel’in ‘Modern Kültürde Çatışma’ ve nihayet Peter Bürger’in ‘Avangart Kuramı’ isimli kitapları.
Simmel’in yapıtı
Bugün Baudelaire’in Constantin Guy’dan hareket ederek yazdığı yazılarda getirdiği görüşe, yani, modernin olumsal, kaçak ve geçici olanla ebedi
olanın eşzamanlılığını dile getiren düşüncesine gönderme yapmayan neredeyse bir tek modernite metni bulmak olanaksız. Aynı şekilde, eleştirel kuramın her defasında bir kez daha keşfettiği ve modernite araştırmalarının, çok geniş ilgi alanı nedeniyle (moda, kent, çağdaş toplumsal yaşam, cinsellik) modernitenin en önemli düşünürlerinden birisi saydığı Simmel’in bu yapıtı da gerçek bir kazanım. Simmel’in pek az uzun, akademik makalesi vardır. Görüşlerini daha ziyade deneme olarak yazan bu düşünürün Türk okuru için sağladığı ‘doğal’ bir okunma kolaylığı söz konusu. (Bu, onun kolay bir yazar olduğu anlamına gelmiyor elbette.) Kitaba, en önemli Simmel araştırmacılarından Frisby’nin yazdığı ‘giriş’in alınmış olması da başka bir olanak. Nihayet çok tartıştığımız fakat pek az şey bildiğimiz avangart kavramının en yetkin biçimde ele alındığı belki de en yerleşik metin Peter Bürger’in yapıtıdır. Şimdi, o da elimizin altında. Bunlar, büyük emeklerle çevrilmiş, büyük boşlukları dolduran yapıtlar.
Tam olmasa da, Amerikalıların deyişiyle, artık ‘daha az eksik modernleriz’ diyebilmek için bunları okumak gerek.
Hasan Bülent Kahraman
Kaynak: Radikal



Henüz yorum yazilmadi, Yorumlar ve Ilgili Yazilar
Reply to “Modernitenin aynası çeviri”
Yorum gondermek için Giris yapmaniz gerekiyor.