Dilbilim Açısından Çeviri
Bütün çağlarda karşımıza çıkan bir etkinliktir çeviri. Ama özellikle İkinci Dünya Savaşından bu yana uluslararası bildirişim gereksinmesinin neredeyse evrensel boyutlara ulaşmasıyla bu etkinliğin önemi giderek artmış, kapsamı alabildiğine genişlemiştir. Böylece, uygulama açısından ol- duğu gibi kuram bakımından da büyük bir aşama yapılmıştır.
Bütün çağlarda karşımıza çıkan bir etkinliktir çeviri. Ama özellikle İkinci Dünya Savaşından bu yana uluslararası bildirişim gereksinmesinin neredeyse evrensel boyutlara ulaşmasıyla bu etkinliğin önemi giderek artmış, kapsamı alabildiğine genişlemiştir. Böylece, uygulama açısından ol- duğu gibi kuram bakımından da büyük bir aşama yapılmıştır.
Uygulamalı dilbilimin sınırları içinde oluşmakta olan çeviribilim de, bu dal çerçevesinde ortaya atılan yeni kavramlar, öne sürülen çeşitli var- sayımlar söz konusu gelişimi destekleyen gerçekleştirmelerdir. Yakın bir geçmişe değin dilbilim yapıtlarında ya hiç değinilmeyen ya da şöyle bir dokunulup geçilen bu konu1 günümüzde verimli ve etkin dilbilimsel yakla- şımlarla derinden kavranmaya çalışılmakta, yoğun bir biçimde değişik açı- lardan irdelenmektedir.2 Çeşitli üniversitelerin yanı sıra3 uluslararası kuru- luşlar da çeviri konusuna büyük önem vermekte, özellikle uzmanlık dalla- rındaki çeviri etkinliği büyük bir ilerleme göstermektedir. Uygulamalı söz- cükbilime bağlı yeni bir dal olan terimbilim’den4 de, çağdaş uygulayımın olanaklarından da yararlanılarak çok başarılı sonuçlara-ulaşılmaktadır. tşte bu bağlam içinde değerlendirilmesi gereken çeviri olgusunu ilk yaklaşımda “doğal bir dildeki bildirileri kimi kişilerin anlamsal ve işlevsel eşdeğerlik sağlayarak bir başka doğal dile aktarması” olarak tanımlayabi- liriz. Görüldüğü gibi dillerarası ve insajısal bir etkinlik söz konusudur bu- rada ve dil içi çeviri de, bilgisayar çevirisi de konumuzun dışında kalmakta- dır: Dil içi çeviri diye adlandırılan işlem bir dildeki göstergeleri yine o dil- deki açıklamalarla, tanımlamalarla, eşanlamlı ya da karşıt anlamlı sözcük- lerle yorumlama eylemidir; bilgisayar çevirisi ise bir dildeki göstergeleri yapay bir dildeki dilsel olmayan göstergelerle yorumlayan etkinliktir.5
Dillerarası ve insansal nitelikli çeviriye bildirişim çevrimi açısında ba- kılması, en yüzeysel görüntüsünden en derin özelliklerine değin bu olgunun dilbilim örneğinden esinlenilerek incelenmesi kuram düzleminde de, uygu- lama alanında da birçok sorunu aydınlatabilir, çeşitli güçlüklerin aşılmasını kolaylaştırabilir.
Bu yönüyle ele alındığında çevirinin, değişik diller kullanan Konuşucular (ya da Vericiler) ve Dinleyiciler (ya da Alıcılar) arasında sözlü ya da yazılı bildiriler aracılığıyla “bilgi” aktarımı sağlayan etkinlik olduğu görü- lür. Bir “kaynak” dildeki göstergelerle bunların oluşturduğu anlamsal
-biçimsel bütünleri bir “erek” dildeki göstergesel ve anlamsal-biçimsel bü- tünlere dönüştürme eylemidir çeviri ve “eşanlı” bir edimi de yansıtabilir,
“artanlı” bir edimi de. Bu dönüştürüm eyleminin amacı, dilsel bağlamla dildışı durumdan, betiğin oluşturduğu kendine özgü bütünle bu bütünün değindiği dış ortamdan doğan anlamı, deyiş özellikleriyle birlikte bir başka dile iletmek, sonuç olarak anlamsal ve işlevsel eşdeğerlik sağlamaktır. Ger- çekten de, kaynak bildiriyle erek bildiri aynı durumlarda kullanılabildik- leri oranda aynı anlama geleceklerinden, bu türlü bir eşdeğerlik sağlayan çeviri amacına ulaşmış, görevini başarmış sayılır.
Yukarda değinilen dönüştürüm eylemi sırasında karşılaşılan en önem- li sorun, kaynak dildeki betiğin erek dildeki betik biçimine girerken bilgi yitimine uğramasıdır.6 Bir gönderge (gösterilen nesne, varlık, vb.) ya da dış gerçeği aktaran ve bir düzgü (kod) içinde belli bir biçime bürünerek yer alan her şeyi kapsayan “bilgi”nin yitime uğraması demek, kaynak dildeki düzgü uyarınca oluşturulan bildirideki kimi öğelerin tümüyle ya da bir bölümüyle erek dilde oluşturulan bildiriye yerleştirilememesi demektir. Bildirişimin, daha doğrusu -burada eylem tek yönde gerçekleştiğinden- bildirimin ak- samaması için bilgi yitimini olabildiğince azaltmak çevirmenin (ya da dil- macın) başlıca kaygısıdır.
Yapılan saptamalara göre, bilgi yitimine yol açan nedenlerden biri salt dilsel kökenlidir. Gerçekten de her dil kendine özgü bir düzen sunar, dış gerçeği ya da göndergeleri, bunların oluşturduğu evreni özgül bir biçimde yorumlar, bölümler, kavramlaştınr, dizgeleştirir.7 Bir öğenin kavramsal değeri yalnızca öbür öğelerle kurduğu bağıntı ve ayrılıklardan oluşur;
“dil, bütün öğeleri dayanışık, birinin değeri yalnızca öbürlerinin zamandaş varlığından doğan bir dizgedir.”8 Öte yandan, içeriğin olduğu gibi anlatı- mın da tözü her dilde başka başka biçimlere bürünür.9 Bir dildeki birimler de, ortaya çıkan bütünün işlemesini sağlayan düzenek (mekanizma) de başka dillerin birim, dizge ve düzeneklerinden apayrı özellikler taşır, öz- deş görünen öğeler bile değersel değişkenlikler içerir. Kısacası hiçbir dil bir başkasıyla çakışmaz. Değişik oranlarda da olsa, ayrılıklar hiçbir durumda ortadan kalkmaz.
Bilgi yitimi diye adlandırılan olgu salt ekinsel-toplumsal nedenlerden de doğabilir. Çünkü her dil belli bir ekin ve uygarlık çevresinde, belli bir toplumsal ortamda işlevini yerine getirir, bu etkenlerle yoğrulur sürekli olarak. Ekinsel-toplumsal olgulardan kaynaklanan değerlerle yer alır top- lum bilincinde, kendine özgü bir düşünce ve duygu kalıbı sunar bireylere. Onun için, diller yalnız içyapıları bakımından değil, dış ortamları açısından da birbirinden ayrılır. Bilgi yitimine yol açan, çeviriyi güçleştiren engeller bu düzlemde de çevirmenin karşısına dikilir.
Yukarda değinilen etkenlerin arakesit noktasında yer aldığını varsa- yabileceğimiz bildirinin tör’üyledil içinde bağlandığı düzey de değişik açı- lardan bilgi yitiminin ortaya çıkabileceği gerçeklik düzlemleridir. Bunun nedeni, bildirilerin tek türden olmaması ve değişik düzeyler içermesidir. Kimi bildiriler gündelik konuşmalara ilişkindir, güncel gereksinmelerin dar çerçevesi dışına pek çıkmaz. Kimi bildiriler ise ekinsel dile değgindir, yazınsal kullanımı, şiirsel yaratımı ilgilendirir, özel uzmanlık alanlarına, bilimsel ve uygulayımsal düzlemlere bağlanır. Güçlüklerin belirginleştiği alandır bu. Öte yandan, aynı konuşucu, içinde bulunduğu duruma ve çev- reye göre değişik düzeylere bağlanan biçimler, sözcükler, sözdizimsel ya- pılar, vb. kullanır. Özenli dil, gündelik kullanım, ağızlar, vb. büyük bir çeşitliliğe yol açar. Gene bu düzlemde, kimi kullanımlarda düzanlamlar ağır basar (bilimsel ve uygulayımsal dil), üstdil sorunları ortaya çıkar; kimi kullanımlarda yan anlamlar egemen olur (yazın dili, şiir), genel dilin dizgesi içinde özel ikincil diller oluşur. Salt genel dil çerçevesinde kalarak bu türlü bildirileri çözümleyip yeniden düzgülemek (kodlamak) kuşkusuz olanaksız- dır.
Ana çizgileriyle belirlemeye çalıştığımız bu güçlükler ya da bilgi yitimi nedenleri hiçbir zaman tümüyle ortadan kaldırılamaz. Olumsuz etkenler ancak görece nitelik taşıyan birtakım önlemlerle dengelenebilir; o da belli sınırlar içinde. Çünkü, çeviri ne denli başarılı olursa olsun, kaynak dildeki betik ister istemez kimi öğeleri “eksilmiş” olarak erek dilde karşımıza çı- kar. Başarılı bir çeviri eylemiyle dönüştürülen betik vardığı noktada bir bakıma aynı olmakla birlikte, bir bakıma da ayrı nitelikler taşıyan, çeşitli açılardan kalkış noktasının ötesine giden ya da onun berisinde kalan bir b et i k o la r a k o r ta y a ç ık ar .
Güçlüklerin bilinçli olarak saptanması, her güçlüğe karşı kendi alanına uygun görece çözümler getirilmesi birincil özellikli önlem sayılır. Dilbilimin bu konudaki katkısı yadsınamaz. Çeviribilim alanındaki çalışmalar yoğunluk kazandıkça bu katkının kapsamı da kuşkusuz genişleyecektir.
Salt dilsel nedenlere ilişkin güçlükler konusunda çevirmen biçimsel
-sözdizimsel, sözlüksel-anlamsal ve deyişbilimsel (bkz. ayrıca aşağıda tür ve düzey sorunları) sorunlarla karşı karşıyadır. Dillerin ayrılığını, bildirimi aksatmayacak bir düzeye indirerek erek bildirinin kaynak bildiriyle eşdeğerliğini sağlamak çevirmenin başlıca amacı olduğuna göre, yapılması gereken işlemler üretici-dönüşümsel dilbilgisi örneğinden esinlenilerek sap- tanmalı, böylece daha geçerli çözümlere doğru yol alınmalıdır. Bir başka deyişle, kaynak dilin yüzeysel yapısından, gerçekleşmiş tümce ya da bildi- risinden kalkarak derin yapıya, mantıksal-anlamsal temel ulamlara (kate- gorilere) inmek, sonra da buradan kalkarak erek dilin eşdeğerli yüzeysel yapılarına ulaşmak gereklidir. Bu iki işlemden birincisi “anlama” sürecine ilişkindir, ikincisi ise “anlatma” sürecine. Gerçekten de, amaç yalnızca bil- diriyi çözmek ya da anlamak değil, aynı zamanda, anladığını yeniden düz- gülemek, uygun biçimde anlatmak, derin yapıdan erek dilin yüzeysel ya- pısına geçerken dilsel düzeneğin gerektirdiği dönüştürümleri yapmaktır. Çağdaş dilbilimin geliştirdiği yöntemler, her iki dili de iyi bildiği varsayılan bir çevirmenin genellikle bilinçsiz olarak uyguladığı bu işlemlerin güçlük gösteren durumlarda bilinçli bir biçimde gerçekleştirilmesinin çok yararlı olabileceğini göstermektedir. Her dilin yüzeysel yapısına değişik dönüştü- rüm süreçlerinden geçilerek varılması, eşdeğerli yüzeysel görünümlerin çok ayrı biçimlere bürünebileceğini ortaya koyar. Dillerarası eşdeğer birim ve birleşimlerin saptanması, E. Benveniste, E. Nida, vb. dilbilimcilerin gös- terdiği doğrultuda bütün dillerde yer alan öğe ve özelliklerin ya da tümelle- rin belirlenmesi10 bildiriler düzleminde eşdeğerliğin sağlanmasını kolaylaş- tıran önlemlerdendir. İçerik çözümlemeleri, sözcüksel-anlamsal alanlara ilişkin adbilim (onomaziyoloji) ve kavrambilim (semaziyoloji)11 çalışmaları, dildeki terimsel ya da sözcüksel boşlukların belli bir izlence uyarınca yet- kili kurum ve kurullar aracılığıyla doldurulması, vb. olumlu sonuçlara ulaş- manın temel koşullarmdandır. Türk Dil Kurumunun kuruluşundan bu yana izlediği doğrultu, başka ülkelerde de (özellikle Fransa’da) son yıllarda tanı- ğı olduğumuz kimi girişimler bu konuda örnek olarak gösterilebilir.
Ekinsel-toplumsal kökenli engelleri aşabilmek için çevirmenin kaynak dilin ortamı üstüne geniş bilgisi olması, göndergeleri tanıması gerekir. Bu bilgi, yanılgıları ve yorum yanlışlarını önleyici, olumsuz etkenleri dengele- yici bir işlev yerine getirir. Ama iş bu kadarla bitmez; anlama olgusu bu düzlemde de tek başına yeterli değildir. Anlatımın da seslenilen kişilere uy- gun düşmesi gerekir. Bu kişilerin, değinilen konuya ilişkin önbilgileri olup olmaması, benzer göndergelere yabancı kalıp kalmaması, vb. de çeviriyi büyük ölçüde etkiler. Böylece çeviri edimbilimsel (pragmatik) sorunlara da açılır bir yönüyle. Çevrilen betiğin aktarıldığı dilde bir geleneğe bağlanıp bağlanmaması da burda önem taşır.
Bildiri tür ve düzeylerine ilişkin sorunlar içinde, doğal dilden türeme yazın dili gibi ikincil dillerle bilim dili gibi üstdiller güçlük oranının -deği- şik açnardan- doruk noktalarına ulaştığı alanlardır. Üstdiller söz konusu olduğundan, gerekli terimleri bilmek, değinilen konuların yabancısı olma- mak (düz) anlamı aktarabilmenin temel koşuludur. Eğer çevrilen betik ya- zınsal dile bağlanıyorsa, tüm dil düzeylerini içerebilecek çevirinin yalnız bir aktarma olmakla kalmayıp deyiş özelliklerini ve yan anlamları da olanca çeşitlilikleriyle birlikte verebilen bir tür yaratım eylemiyle özdeşleşmesi ge- rekir. Güçlükler şiir çevirisinde büsbütün yoğunlaşır. Çünkü burada “gös- teren” de işe karışır, sesler ve bürünsel (bürüne ya da prozodiye ilişkin olan) öğeler de çevirmenin karşısına dikilir. Çevirinin olanaksızlığını öne sürecek denli ileri gidenlere de bu düzlemde rastlanır daha çok. Gerçekten de, gös- terenleri bürün olgularıyla birlikte bir dilden öbürüne aktrabilmek hiçbir biçimde söz konusu olamaz. Olsa olsa yaklaşık bir izlenim uyandırmak a- maçlanabilir. Böylece yorum zorunluğu en geniş boyutlarına ulaşır. Çünkü sözcük hem anlam hem de ses olarak aktarılması gereken bir öğe niteliği edinir; betiğin derin anlamı ise neredeyse içerdiği düzün dışında varlığını yitirir.12 Kısacası anlamı hem içeren hem aşan, gösterenlerin egemenliği altındaki bildiriler söz konusudur. Çeviri bu koşullarda özgün yaratım ey- lemiyle özdeşleşir bir bakıma.
Görüldüğü gibi, erek bildirinin kaynak bildiriyle eşdeğerliğini sağla- mak demek dilsel, ekinsel-toplumsal, türsel ve düzeysel bakımlardan bil- dirim eylemini bulanıklaştıran, saptıran, engelleyen çeşitli bilgi yitimi olgu- larını görece sınırlar içinde etkisiz kılmak demektir. Saptamalara göre, güçlükleri aşma konusunda çevirmen göstergesel aktarımdan bildirisel u- yarlamaya değin uzanan birçok yola başvurur: Anlam aktarımı ya da öy- küntü, yüzeyden yüzeye aktarma olan bağımlı ya da düz çeviri, bir söylem ulamı yerine bir başkasını kullanma -örneğin eylem yerine ad- olan ulam- sal değiştirim, anlatımsal değiştirim -örneğin olumlu tümce yerine olumsuz tümce kullanma-, salt kullanım denkliği sağlama. Bu yöntemlere başvur- ma oram da çevirmenden çevirmene doğal olarak değişir. Kaynak dildeki bir sözcük ya da terimin erek dilin yüzeysel yapısında karşılığı olmadığında -ya da söz konusu karşılığı çevirmen bilmediğinde- başvurulan göstergesel aktarımdan olabildiğince kaçınmak çevirmenin görevleri arasındadır. Belli bir yoğunluğa ulaştığında dilin iç dengesini sarsan bir yöntemdir bu ve ikincil nedenlilik olgusuna, bir başka deyişle, dildeki öğelerden bir bölümü- nün aynı dildeki öbür öğelerle açıklanabilmesine ters düşer.
Çeviri eyleminde karşı karşıya gelen dillerin yapısal-düzeneksel ayrı- lığı, ekinsel-toplumsal ortamı, bildirilerin tür ve düzeyi çeviriyi belli sınır- lar içinde kolaylaştırabilir de, güçleştirebilir de. Şu da bir gerçek ki kimi yakınlık ya da benzerlikler kimi durumlarda, beklenenin tersine, yanıltıcı etkenler olarak da ortaya çıkabilir. Bu balamdan güçlüklerin aşılmasında kişisel beceri ve sezginin de çok önemli bir yer tuttuğunu da belirtmeliyiz. Unutmamalı ki insansal çeviri bilgisayar çevirisinden çok daha değişik ko- şullarda gerçekleşir ve bu iki etkinliğin birbiriyle karıştırılması büyük yanıl- gılara yol açar. Yalnız, kişisel beceri ve sezginin tüm görkemiyle ortaya çı- kabilmesi için bilimsel gereklerin yerine getirilmesi de kaçınılmaz bir zo- runluktur. Çünkü çağdaş anlayışa göre çeviri son çözümlemede, bilime da- yalı bir sanattır. Ayrılıklara karşın ve ayrılıklar içinde dillerarası eşdeğerlik sağlamak, kaynak dildeki bildiriyi anlam ve işlev açısından olduğu gibi deyiş bakımından da en yakın ve en doğal biçimler aracılığıyla erek dile aktarmak ancak bu gerçeğin bilincine varılmasıyla olanaklı duruma girer. Kaynak: Türk Dili, Çeviri Sorunları Özel Sayısı, TDK Yay., Sayı:322, Temmuz 1978



Henüz yorum yazilmadi, Yorumlar ve Ilgili Yazilar
Reply to “Dilbilim Açısından Çeviri”
Yorum gondermek için Giris yapmaniz gerekiyor.